Yıllar yıllar önceydi. Nasıl da kendimi bulduğum bir dönem. Ve bu dönemde başıma gelen en ilginç şey. Doğum günüm o gün. Bir dolu hediye gelmiş. Bir kutu, en az ilgimi çeken aslında. Açtım, içinden üzerinde balık figürü olan bir bileklik çıktı. Çok da takar mıyım diye bile düşündüğüm cinsten. O nedenle de daha sonra raflardan birine kaldırmıştım. Sanırım o doğum günümün beş gün sonrasıydı. Evet, öyle hatırlıyorum. Kapının zili ardı arkası kesilmeyecek şekilde çalıyordu. Kapıda üç adam, gayet güzel giyimli, düzgün insanlara benziyorlar. Bir de o kadar kibarlar ki. Önce ismimi söylediler, evet benim. Sonra bir bileklikten bahsettiler, balık figürü olan. O an hatırladım, evet o bileklik. 2 milyon $ mı? Neden? Kim hediye ederdi ki bu kadar kıymetli bir şeyi. Sordum. El işçiliğimiş, bilmem ne markasıymış, dünyada eşi benzeri yokmuş, ünlü biri bunu istiyormuş, açık artırma değeri, koleksiyon bir şeyler. Çoğunu duymamış olabilirim. Kafamda sadece 2 milyon $. Vereceğim evet… Kimden geldiğini bilmediğim bir objeyi, kenara kaldırdığım bir şeyi neden tutayım ki. Tamam dedim, getiriyorum, bekleyin biraz kapıda. Koştum içeri, bulamıyorum Allah’ım yok, nerede bu saçma şey. Yok, yok. Veremiyorum desem, sonra gelin desem. Olmaz dediler, ya şimdi, ya şimdi… Korktum… Daha önce hayatımda hiç korkmadığım kadar…
Leave a comment