COK ISTEMISTIM OYSA KI…

Memduh, evi ilk gördüğünde henüz tamamlanmamisti. Her zaman üzerine çöken o kendiyle övünme hali hem ismi ile müsemma ve bir o kadar da hislerini arşa cikaracak kadar kuvvetliydi.

Ev, bir site içerisindeydi ve iki aya kadar tamamlanacaktı. Memduh, evin önüne her geldiği seferde inşaat kokusunu içine çekiyor ve hayallere dalıyordu. Orası sadece bir beton yığını değil, Memduh’un özlemini çektiği yeni hayatının temellerinin atıldığı yerdi sanki. Gri renkli betonarme ona sadece salona vuracak kış güneşini anımsatabiliyordu; yeşile bakan o manzarada yapacağı sabah kahvaltılarını düşünüyordu.

Başvurular internet üzerinden yapılıyordu. Hiç vakit kaybetmeden başvurusunu yaptı ve beklemeye başladı.

Haber geldiğinde mutfaktaydı, kahvesini yudumluyordu. Kalbi küt küt atıyor, bilgisayarın tuşlarına sabırsızca basıyordu. Ancak sonuç olumlu değildi. Ev, evli, çocuklu ve sabit gelirli bir adama verilmişti. İsmi Akın K.’ydi.

O e-postayı belki de en az üç kere okudu. Böyle bir şeye müsaade edemezdi. Sanki tüm hayatı yabancılar tarafından elinden alınmış, eli kolu bağlanmıştı. Ağzında pas tadıyla arabasına atladı ve evin bulunduğu araziye gitti. Oradaydılar; bir kadın, belli ki Akın K.’nin karısı, yüzünde koca bir gülümsemeyle ayakta duruyor ve küçük bir kız çocuğu henüz biçilmemiş çimlerin üzerinde oynuyordu.

Onlara görünmemek için arabasından inmedi ve bu aile orayı terk edene kadar da evin önünden ayrılmadı. Kafasından geçenler konusunda hiçbir huzursuzluğu yoktu çünkü onun olan bir şeyi yanlışlıkla bir başkasına vermek üzereydiler. Memduh, sadece ona ait olanı geri alacaktı.

O gece ve ondan sonraki geceler ne kadar uyumaya çalışsa da bu takıntı onu rahat bırakmıyordu. Akın K.’nin çalıştığı şirkete onun hakkında isimsiz şikâyetler göndermeye başladı. Adamın karısının sosyal medya hesaplarını takip ediyor ve kendini bazen küçük kızın gittiği yuvanın önünde buluyordu.

Uykusuz gecelerden birinde, Akın K.’nin evinin önüne pusu kurdu ve sabah olmasını bekledi. Adamı işe giderken kuytu bir yerde sıkıştıracak, evden vazgeçmesi için ikna etmeye çalışacaktı. Akın K. ne hikmetse o gün evden her zamankinden daha geç çıktı; üzerindeki spor kıyafetlere bakılırsa işe değil, spora gidiyordu ve yürümeyi tercih etmişti. Memduh, arabasından indi ve sessizce Akın K.’yi takibe başladı. Spor salonu küçük bir sokak içerisindeydi. Memduh bunu fırsat bildi ve Akın K.’ye seslendi: “Pardon, bir bakar mısınız?”

Kimdi bu adam? Akın K.’nin daha önceden hiç görmediği biri. “Buyurun?”

“Çok yanlış yapıyorsun, benim olanı bana bırakacaksın.” Memduh, fütursuzca ağzına geleni söylemeye ve bir yandan da dişlerini, yumruğunu sıkmaya başlamıştı. Akın K. hiçbir anlam veremiyordu; bu adamın bahsettiği şey ne olabilirdi? Biraz da korkmuştu. “Şimdi burayı terk etmezseniz polis çağıracağım” dedi.

Memduh’un yüzünde yine o kendinden memnun ifade belirdi. Sol gözüne doğru kayan dudağının da ona verdiği cesaretle: “Çağır tabii… Ve bu arada bugün kızınıza neden pembe tül etek giydirdiniz? Okul gösterisi mi vardı?” diye sordu.

Akın K. o an gerçekten çok korkmuş ve Memduh’a açıkça ondan ne istediğini sormuştu. “O ev başvurusunu hemen geri çekeceksin. Size orayı zindan ederim,” dedi Memduh.

Akın K. sadece başını “tamam” anlamında sallayabildi ve koşar adım spor salonundan içeri girdi.

Memduh, kendinden emin, hayallerini geri alacak olmanın mutluluğu içerisinde tekrar inşaat alanına gitmeye karar verdi. Arabasından indi, kollarını eve karşı açtı ve haykırmaya başladı: “Sonunda benimsinnnnn!” Ancak o esnada uzaktan siren seslerini duydu. Bir polis ekip arabası tam Memduh’un önünde durmuş, arabadan inen polis memuru Memduh’a onunla karakola gelmesini emrediyordu. Düşündüğü şey olmuş olamazdı. Bu Akın K. isimli çapsız bu cesareti nereden bulabilmişti?

Polislerin şakası yoktu. Memduh’u yaka paça karakola götürdüler. Akın K. şikâyette bulunmuştu; çeşitli yerlerden alınan kamera kayıtları incelenmiş ve Memduh’un ısrarlı takipleri belgelenmişti.

Demir parmaklıklar üzerine kapandığında, Memduh’un ağzında yine o pas tadı vardı…

Leave a comment